skip to main | skip to sidebar

Victor

Fotoğrafım
victor's secret
victorandsecrets@yahoo.com
Profilimin tamamını görüntüle

all the secrets

  • ► 2017 (1)
    • ► Ekim (1)
  • ► 2012 (1)
    • ► Eylül (1)
  • ► 2011 (4)
    • ► Kasım (1)
    • ► Ekim (1)
    • ► Nisan (1)
    • ► Ocak (1)
  • ▼ 2010 (32)
    • ► Aralık (3)
    • ► Ekim (3)
    • ► Haziran (1)
    • ► Mayıs (3)
    • ► Nisan (4)
    • ► Mart (4)
    • ▼ Şubat (6)
      • ama..
      • yorgun savaşçı & gözü bürüyen para hırsı...
      • note for valentine's...
      • ve victor...
      • Living As A Gay Man In A Very Macho City ( Confess...
      • die katze
    • ► Ocak (8)
  • ► 2009 (18)
    • ► Aralık (5)
    • ► Kasım (7)
    • ► Ekim (6)

other's secrets

  • 3 Kisim Tekmili Birden Muzikli Komedi
    külo aldım :(
    7 yıl önce
  • bir hoş sadâ
    kahvecikler
    13 yıl önce
  • CANI SIKILAN ADAMIN GÜNLÜĞÜ
    Samannyolu ile ilgili iddialar
    13 yıl önce
  • EVVEL ZAMAN İÇİNDE YEMEKLER
    Güllü Lavantalı Şeftali ve kayısılar
    17 yıl önce
  • free piano sheet music
  • Gaykedi
    11 yıl önce
  • just relax
    Videa Online Peter Gabriel - Chorus French TV 1978 1978 Teljes Film Magyarul HD
    5 yıl önce
  • MONTEYN
    Sara Krizi ve Çöküş Üzerine
    11 yıl önce
  • NarincE
    Taze Incir Reçeli
    8 yıl önce

visitors

clickers

Vıctor's Secrets

victor'un en gizli kalmış yönleri, kimselere anlatamadıkları; aşk, ihtiras, dalavera, entrika dolu hikayeleri...

ama..

27 Şubat 2010 Cumartesi

geçenlerde işten çıkarıldım.. 
aynı işe daha yüksek ücretten geri alınmak üzere =') ( biliyorum korkutmayı seviyorum! )
çıkışım yapıldığında o güne kadar biriken maaşımı ve primlerimi aldım. aldığım gibi de bütün açıklarımı olabildiğince kapattım.

4 gün önce de ilk planlı-toplu primimi aldım. rekor kırmışım, öyle diyorlar. şimdiye kadarki en yüksek rakammış sanırım. kredi kartı borcumu kapattıktan sonra o kadar huzurlu hissettim ki kendimi, biraz daha özgürleştim sanki. mutluluğumu ev arkadaşlarıma yansıtmak için bugün uyanır uyanmaz caddedeki markete attım kendimi. bizi mutlu edebilecek şeylerle doldurdum sepeti. yok abur cubur değil, sağlıklı ama mutlu şeyler. emeğimle kazandığım parayla alınmış şeyler...

dolabı doldurup işe gittim. ben yeni sayılmama rağmen, dün işe giren yenileri kollama ve yetiştirme görevini bana verdiler. işi onlara öğretiyorum. bazen kızdığım azarladığım oluyor ve kendime çok şaşırıyorum (bana kızıldığında alınganlık yapmayacağım bundan sonra, bugün bunu öğrendim). haliyle yine yoğun ve yorucu bir gündü. sistemi kapattığımız halde arayan müşterilerimden (yoksa fanlarımdan mı demeliydim!?!) biriyle epey vakit harcadım. eve geldiğimde saat 00.40'tı.

soda almak niyetiyle dolabı açtığımda içini tıka basa dolu görünce sırıttım birdenbire. öğrenci evlerinde pek rastlanmayacak şeylerle doluydu çünkü. "ya ben na'apmışım?" dedim kendi kendime.

ben öyle dolapla bakışırken favori ev arkadaşım geldi mutfağa. iş yerinden getirdiğim, kabak sevmeyen biri olarak bayıldığım, özel tarifle yapılmış müthiş kabak yemeğini uzattım ona. o da bayaa beğendi. öyle mutlu mutlu sohbet ederken yine laf lafı açtı...

ne kadar doğal karşıladığımızı söyledim ona, bu durumu. içinde yaşadığımız, kimlerine göre zorluk olan bu rahatlığı.

"yıllar önce" dedim "8-9 yaşlarımdayken, babamın artan yemekleri bize getirebilmek için lokantalara günlük işlere girdiğini bilirim.".

tüm zorluğuna rağmen hayat o zaman daha kolay görünürdü gözüme, şimdi tüm kolaylıklarına rağmen bazen zor göründüğü gibi. o zaman daha çok inanırdım bi şeylere; daha masumca, daha içten...

tam kalkarken Y. bugün alışveriş çekiyle bir şeyler aldığını, çeki tamamlamak için 20 lira verdiğini, para üstü olan 5 lirayı beklerken kasiyerin ona 15 lira verdiğini bizimkinin kasiyerin yüzüne baktıktan sonra tepki görmeyince ses çıkarmadığını söyledi. bizimkinin parayı iç ettiğini anladım ama yine de:

 "eee, götürüp geri vermedin mi?" dedim.

"ya, kasiyer yanlış verdim falan demedi, zaten ürünleri de çok kazık bla bla" dedi melül melül yüzüme bakıp onay beklerken.

"yani" dedim imalı imalı. benden ses çıkmayınca:

 "şimdi o kasiyerin cebinden çıkacak o 10 lira değil mi?" deyiverdi.

"aynen öyle canım... eğer zor durumda olsaydın, o paraya çok ihtiyacın olsaydı ve zarar gören birisi olmasaydı ses etmeyebilirdim ama bu durumda doğru olan geri vermendi" dedim.

benim de başıma çok geldi bu tür para mevzuuları. farklı farklı zamanlarda türlü türlü yollarla...

elektriksiz susuz yarı inşaatta yaşadığımız zamanlardı. evimizin önündeki parka çıkmak yapabildiğim en güzel şeydi benim için. akşamüstü güneş kaçınca çıkar hava kararana kadar oynardım. ağaçlara tırmanır, komşuların köpeklerini gezdirir, bulduğum dolap lastiği, yuvarlak frizbimsi cisimler, renkli kavanoz kapakları gibi bütün materyelleri yerine göre saja acrobat'ın silahları, yerine göre power rangers'ın güç taşları, yerine göre ışınlanma portal anahtarları olarak kullanırdım. çılgın hayal gücümle mahalledeki tüm veletleri peşime takar manyak manyak oyunlar oynatırdım. millet futbol, meşe (misket) falan oynarken ben ve ekip yok ateş, buz, sarmaşık güçlerine sahip kahramanlar olur yazdığım hikayeye göre ağaçlara tırmanır, direklerden kayar, birilerini kurtarır, yetmiş türlü yere girip çıkar sonunda yine benim belirlediğim genelde birilerinin öldüğü ve ağladığımız sonlara ulaşır oyunları bitirirdik.

yok sürekli bunları oynamıyorduk; arada yedi kiremit, yakar top (ortada sıçan), renkli istop (abi bildiğimiz stop bu ya, taa o zaman keşfetmiştim), muçi, saklasayı (ablamla benim ortak keşfimiz olan oyun), japon kale, dokuz aylık falan da oynardık. çok gaza gelirsek ve o sıralarda modaysa ip bile atlardık. leylek gibi uzun bacakların faydasını o zaman keşfetmiştim ilk...

o günlerden birinde yine yakalanbaç oynuyorduk sanırım. koşarken bir adam dikkatimi çekti. iki dirhem bir çekirdek giyinmiş, yakışıklı, gözünde güneş gözlükleri olan ve yabancı plakalı bir arabaya binip giden adama kısa da olsa gözüm takılmıştı. sonra oyuna devam ettim. sıra diğerlerine geçip de biz deli gibi kaçarken az evvel adamın arabaya bindiği yerde kaldırımda ince bir tomar para gördüm. eğilip aldım. şöyle bir baktım; içinde bir kaç 10 dolarlık banknot ve biraz türk parası vardı. sağa sola baktım. ne adam ne de arabası oralardaydı. alıp cebime attım. parayı bulduğum yerdeki banka oturup akşama kadar o adamı bekledim. gelmedi. hava kararmaya başlayınca da eve gittim. anneme uzattım parayı, önce çok şaşırdı:

"nerden buldun bu kadar parayı!" dedi

olayı olduğu gibi anlattım. mahallede herkes birbirini tanırdı az çok ama adamın kim olduğunu ne annem ne de başka biri bilmiyordu. sonra annemin gözleri doldu; "sana gönderilmiş olabilir oğlum bu para" dedi. o zamanlar o paranın onda birine bile o kadar ihtiyacımız vardı ki. bize yardım edildiğini düşünmüştüm. annem yine de haftalarca o paraya el sürmedi. sonradan öğrendime göre birilerine sormuş, belki adam gelir de parasını arar diye haber bırakmış ancak uzun süre arayan soran olmayınca o parayı çok dardayken kullanmış.

bir keresinde de tüylerimi diken diken eden bir olay olmuştu. ilkokul 4 ya da 5teydim. o sabah ilk iki ders beden dersiydi (ne saçma değil mi?). annem eşofmanlarımı geceden yıkamıştı. eşofmanları giyip çantamı sırtlayıp okula doğru yollandım. annem gevrek (simit) parası vermeyi unutmuştu. aslında biliyordum ki gevrek almaya yetecek kadar bile parası yoktu. sesimi çıkarmadım, öğlene kadar dayanabilirdim.

gevrek parasını unutup o soğuk ama çok güzel izmir şubatında okula koşarken her şeye rağmen mutluydum. yetişemeyeceğim diye kan ter içinde koşarken ve tam okul bahçesine girmişken elimi gayri ihtiyari eşofmanın cebine attım. içinde bir şey vardı. kavrayıp çıkardım hemen. gördüğüme inanamıyordum. gıcır gıcır 1 milyonluk bir banknottu elimdeki. gevrek ise 10 bin liraydı. çocukluktan olsa gerek bu mucize karşısında çok fazla şaşırmayıp güle oynaya bahçedeki sıraya girdim hemen. 3. tenefüste gidip boyoz aldım kendime (25 bin liraydı =') ). eve gidince de anneme sordum sen mi koydun diye. kocaman gözlerle hayır dedi. çünkü yıkamadan önce cepleri boşaltmış, hatta telden alırken cepleri ters yüz etmişti. anlaşılan yine birileri bize yardım ediyordu. annem sımsıkı sarılıp "yaratan yarattığını sahipsiz bırakmaz, rızkını da verir" gibi bir şey demişti. içime işlemişti.

annem o zamanlar en yakın dostumdu...

bir keresinde de üniversite ikinci sınıfa yurtta kalırken otobüsle yurda dönüyordum. kendimi dışar atıp da yazın sıcağında gözlerim kısık salınırken kaldırımın yolla birleştiği yerde sararmış yaprakların arasında sapsarı bir ellilik gördüm. önce yanlış gördüğümü düşünüp devam ettim. sonra dönüp arkama baktım; yok, hayır gayet doğru görmüştüm. gittim aldım. etrafa baktım. upuzun yol boyunca iki yönde de tek bir canlı yoktu. karşıdaki bakkala gittim:

"para kaybedip de soran oldu mu size?" dedim. garip garip bakıp "yööeee" dedi.

tekrar yola çıkıp etrafa baktım. 20 dk kadar da kaldırımın yanındaki duvara oturup bekledim. güneş beynime işleyince ve artık paranın sahibinden umudu kesince yurda yollandım ufaktan, hala dönüp dönüp ardıma bakarak. o zamanlar ihtiyacım olmadığını düşünmüştüm o paraya. benden daha acil ihtiyacı olan biri mutlaka vardı o yurtta. akşama doğru biri gönderildi. bir şekilde onun çok darda olduğunu ve çaresiz olduğunu öğrendim. ertesi gün yanına gidip birisinin ona bu parayı yolladığını ama ismini - kim olduğunu söylememi istemediğini, tek seferlik bir burs olarak kabul edebileceğini söyledim. itiraz eder gibi olduysa da ben ısrar edince önüne bakıp teşekkür etti ve aldı...

bu sefer yardım onaydı...

daha nice hikaye var başıma gelen buna benzer ama sıkıcı olabileceğimden korkuyorum.

yarın cumartesi ve erken kalkmam lazım. evet doğru bildin yine iş... sonrasında B. ile buluşacağım! amin...



victor

Gönderen victor's secret zaman: 03:55:00    

10 yorum:

kar dedi ki...

umarım her şey yolundadır. düşününce, küçükken daha farklıydı her şey. bir keresinde annem bana bir kaban almıştı. böyle rengarenk. gök kuşağı gibi. tabi o zamanlar outletler falan yok. varsa bile bizim oturduğumuzyer gibi küçük yerlerde yok. 17-18 sene öncesi. semt pazarına çıkar yapardık giyim alışverişimizi.

neyse annemle beğenmiştik o rengarenk, üzerinde minik uzaylılar olan kabanı ve anneciğim almıştı bana.

bir gün annemin bir arkadaşına gitmiştik "ev gezmesi"ne. abla kabanımı çok beğenip nereden aldığımı sormuştu. "pazardan aldık ayşe abla! çok güzel di mi?" onaylatmak ister gibiydim resmen ne güzelmiş ne ciciymiş uzaylıları desin istedim. ama o "ahahahah! pazardan almış! ahahahaha" demeyi tercih etti. ayşe ablaların oyuncakçısı vardı ve her gidişimde bana oyuncak verirdi ama ondan sonra bi daha ayşe ablalara gitmek istemedim.

neden bilmiyorum ancak sen anlattıktan sonra bunlar geldi aklıma ve paylaşmak istedim. iyi bak kendine v! çok yorulma

27 Şubat 2010 08:59  
kar dedi ki...

heh aklıma geldi neden anlattığım. çocukken her şey daha kolaydı değil mi?

27 Şubat 2010 08:59  
berk dedi ki...

Bi sonraki yazında B'yle buluşmanı da anlat ama =)

27 Şubat 2010 10:47  
Adsız dedi ki...

Hiç sıkıcı değil inan bana, o kadar güzel anlatmışsın ki kendi ilkokul yıllarıma döndüm. V bence bunları derleyip bir kitap yapmalısın, gerçekten değecektir.
Sevgiyle

27 Şubat 2010 12:48  
Adsız dedi ki...

yahu çocuk sen beni erittin

27 Şubat 2010 13:33  
The King dedi ki...

.."para kaybedip de soran oldu mu size?" dedim. garip garip bakıp "yööeee" dedi..

V. adamım , tam kendimi kaptırmış okurken şu "yöeee" detayı yokmu bitirdi beni. Elimde değil gülmeye başladım. Adamın tipi, verdiği tepki geldi gözümü önüne. Hoş bir vurguydu. Beğendim.

V., genç bir adam olarak tüm bu yaşadıklarını cesurca paylaşman beni son derece gururlandırıyor. Çalışma hayatında başarıyla ayakta durabiliyorsan, herbirinin katkısı var bunda. Bırakalım Victor daha az yazsın, özleyelim onu. Ama Victor çalışsın, ayakları üzerinde dursun. Başarılı olsun.

I repeat; I'm so proud of you V.

28 Şubat 2010 09:43  
victor's secret dedi ki...

hahaha... edit için yazıyı okurken yöee kısmında ben de kopmuştum =') kendi yazdığı yazıya da gülermiş insan!

kitap fikri için erken bence 'k.k.'cim. ilerde yakınlarım için ufak bi derleme olabilir belki ;')

engin niye eridin bakayım?

b. ile buluşamadık, henüz...

desperate çok tatlısın!

28 Şubat 2010 23:44  
victor's secret dedi ki...

and that girl u called as "ayse abla" had used to be a BITCH!

1 Mart 2010 01:33  
Adsız dedi ki...

Herkes çoşmuş, yorumlar 12 den sonra disko havasına bürünmeye başladı :)

V.cim şimdi yaz çıkar kitabı demek ki, ama fenada olmazdı hani imza günü falan, gelir fotoğraf çektirirdik. "Oğluum ben bu adamı meşhur olmadan önce tanıyordummm" diye hava atardım :D

Sevgiyle...

1 Mart 2010 01:41  
Adsız dedi ki...

sen o kadar tabii ve o kadar candan mevzular buluyor ve bunları o denli sıcak yazıyorsun ki;okurken bende temas ettiği noktalar bakımından yazıların çok hususi bi yere sahip.sayın kıng veya keyfe keder başka bir tat veriyor lakin;sen ve bad-ı saba safiyane,arı duru bir üslup ve tarza sahipsiniz.
sağlıkla kalın

3 Mart 2010 15:36  

Yorum Gönder

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)

translate the secrets! traduire les secrets! ¡Traduzca los secretos! 翻译秘密!का अनुवाद गुप्त बात!

Blog Design by Gisele Jaquenod

Work under CC License

Creative Commons License