bugün, akşam fark ettim...
yıllarca nasıl da içimde döndürdüğüm, kafamda dalgalandırdığım halde dile getirememişim. korkuyorum ben...
kalabalıklardan korkuyorum. istiklalde - mecburen - yürürken fark ettim, yine korkuyla. baştan alayım...
dün şenayla yazıştık. çevresindekilerin, ona en yakınların ona bunca acı çektirmesi dokunuyor bana. sinirimi bozuyor. bugün yanında olacaktım. sözleştik, anlaştık. telefonum bozulduğu ve bütün numaralarım onda kayıtlı olduğu için şirket hattımı yazdım msn'den ya da yazdığımı sandım. 783 yerine 873 yazmışım o yorgun kafayla...
dışarıda ceviz gibi dolular yağarken, akşama doğru uyanıp sokağa attım kendimi. şemsiyeme rağmen sırılsıklam oldum. hatta bi ara o kadar abarttı ki dolu, bi yere sığınmak zorunda kaldım...
metrobüsten inip şenayın tarif ettiği dershaneye doğru yürümeye başladım. yürüdüm yürüdüm, geldiğim yoldan geri yürüdüm. bunu 2,5 defa yaptım. çünkü ne dershaneyi bulabildim ne de şenayı arayabildim, telefonumda kayıtlı değildi numarası tabi ki! sinirden ağlamak üzereyken internet cafe'ye gitmek ve facebooktan numarasına bakmak geldi aklıma. ancak facebook'unu kapatmıştı! mailleri taradım tek tek belki orada yazmıştır diye. yok, bulamadım... şemsiyemi de cafe'de unuttum. sonra fark edip geri döndüm...
metroyla gideceklerdi diye gidip orada bekledim tam yarım saat... kimse gelmedi... o kalabalık o insan akışı, o, o, o ne biliyim, o pis bi şey beni o kadar rahatsız, o kadar kötü hissettirdi ki sırtımı bi direğe dayadım düşmeyeyim diye.. insanların o bakışları, o süzüşleri, o korkak gözler, bayağılaşmışlık... dayanamadım (!) sonunda metroya girdim... şenayın kardeşinin mekanı geldi aklıma, gidip ondan alayım numarasını diye.
metroyu bekleyiş, metroya biniş, metrodan iniş, o merdivenleri tırmanış, caddeye çıkış, o daracık istiklalde yürüyüş. adım adım işkence... ben ne zaman bu kadar korkak oldum ki? bu kadar insanlardan uzaklaştım. yalnızken nasıl bu kadar zayıf oluyorum. niye?
birileri yanımdayken, birileriyleyken nasıl o kadar enerjik, rahat, dışa dönük; yalnızken bu kadar dibe vurmuş...
numarasını aldım aradım şenayı, çok aradım, duymadı. kendimi sokağa attım yine. açlıktan kıvranır halde en yakın yere girdim. ufak, güzel bi' yemek mekanıydı. yıllarca önünden geçip de görmediğim bi' yer. oradan sokağa bakmak, sokakta olmaktan daha iyiydi.
en kuytu köşede oturup, olabildiğince yavaş yedim tabaktakileri. kimseyle göz göze gelmeden...
kalktım hesabı ödedim, bankamatikle ufak bi' hesaplaşma yapmam gerekiyordu. önümdekinin işini bitirmesini beklerken cüzdanımı karıştırdım. sıra bana gelince bir an önce kurtulmak için bu caddeden atıldım bankamatiğe. yanıma yakışıklı bi' çocuk yanaştı anlaşılan sıradaydı ama biraz fazla yakın olmak istemişti. artık nasıl baktıysam, bildiğin geriledi...
aynı şey cadde çıkışında göz göze geldiğim o çocukla da oldu. korkuttum onu. otobüse bindiğim ilk andan itibaren bakıp duran çocuğa da bilmeden aynısını yaptım sanırım. hep bunu yapıyorum ve korkarım yapacağım...
artık biliyorum; neden istiklal caddesinde sadece geceleri yürümeyi sevdiğimi... neden birileri yanımda iken onlara gömülmek, onlara dayanmak istediğimi... neden sürekli tanıdık birilerine ihtiyacım olduğunu... neden berna hiç gitmesin diye içten içe uğraştığımı... neden yatağımda uzun süredir kimsenin olmadığını.. kimseye izin vermediğimi...
korkuyorum victor... korkuyorum...

4 yorum:
Seni ilk göreceğim gün, deniz otobüsüyle karşıya geçtiğimde, o yakaya geçmekten çok korktuğum için ilk defa geçiyordum yıllar sonra. Kadıköy bana o kadar kalabalık gelmişti ki ilk gördüğüm kafeye atmıştım kendimi, balonun altında olan. Seni umutla bekledim. Ben çok üşürüm Viki, sürekli çay-kahve içtiğim için demir eksikliğiyle ilgili. Cesaretimi toplayıp vapur iskelesine gittim beklemeye devam etmek için. Başka bir yerde, başka bir zaman o kadar üşüseydim hastalıktan kaçışım yoktu. Sana söylemiştim, seni bütün hücrelerim seviyor. Bana hiç bir şey olmadı.
Dün, o gün yanımda olan kitaba baktım, kitaplığımda duruyordu. İçinde senin bana getirdiğin ve benim kuruttuğum çiçekler var.
Ben seni yine korurum, yine birbirimizden güç alırız, istediğimiz gibi şımarırız, kavga eden kedileri ayırırız.. Suçlu olan tırıs tırıs kaçarken arkasından bakar güleriz.
Yalnızlığın nesi çok kötü biliyo musun, yalnızlığa alışmak. Artık istesen de başkalarıyla olamamak. Olamadıkça, kaçtıkça daha çok yalnız kalmak.
Bu kez yüzmeyi öğrenirken suya atmazlar seni belki, suyun üstünde durmaya alıştıkça yavaş yavaş çekerler ellerini.. O zaman güç alacağın insanların yanında olmasına ihtiyacın kalmaz yüzebilmek için, sen olabilmek için.
arada bir bosaltabilmeli insan zihnini, kalabalik fobisi ben de bazen had safhada gosteriyor kendini, uzak duruyorum, acliktan olsem bir kafeye gidip bir seyler yiyemedigim de cok olmustur kivranirim catal bicak ve hep bir agizdan konusan insan kumelerinden olabildigince uzaklasmaya calisirim, bunu da yenmenin yontemi son yillarda ise yaradigini hissettigim burada kimse tanimiyor seni, omuzlarini dik tut ve yuru kucuk daglari ben yarattim hesabindan kullan biraz motivasyonunu uygularim kendime, ise yariyor tavsiyem olsun :)
Kalabalıklardan korkmuyor olsam da o yağmur ve iletişim kuramamanın getireceği çaresizlik, beni de aşağılara çekerdi. (Ki benzer durumları yaşadığım oldu) Üstelik bendeki "çekirdekten eziklik" nedeniyle bankamatik ve otobüsteki bakışlarını zırhlanmam imkansızdır. Bu blogta zırhını şeffalaştırman, "transparan bir victoria's secret defilesinden" bile daha cesurca ve cesaretini kıskanıyorum.
Nerdesin Victor, nerdesin..
Çok özledim seni.
Yorum Gönder