skip to main | skip to sidebar

Victor

Fotoğrafım
victor's secret
victorandsecrets@yahoo.com
Profilimin tamamını görüntüle

all the secrets

  • ► 2017 (1)
    • ► Ekim (1)
  • ► 2012 (1)
    • ► Eylül (1)
  • ► 2011 (4)
    • ► Kasım (1)
    • ► Ekim (1)
    • ► Nisan (1)
    • ► Ocak (1)
  • ▼ 2010 (32)
    • ▼ Aralık (3)
      • başka birine kendini anlatmak...
      • kızım...
      • yanlış zamanlar
    • ► Ekim (3)
    • ► Haziran (1)
    • ► Mayıs (3)
    • ► Nisan (4)
    • ► Mart (4)
    • ► Şubat (6)
    • ► Ocak (8)
  • ► 2009 (18)
    • ► Aralık (5)
    • ► Kasım (7)
    • ► Ekim (6)

other's secrets

  • 3 Kisim Tekmili Birden Muzikli Komedi
    külo aldım :(
    7 yıl önce
  • bir hoş sadâ
    kahvecikler
    13 yıl önce
  • CANI SIKILAN ADAMIN GÜNLÜĞÜ
    Samannyolu ile ilgili iddialar
    13 yıl önce
  • EVVEL ZAMAN İÇİNDE YEMEKLER
    Güllü Lavantalı Şeftali ve kayısılar
    17 yıl önce
  • free piano sheet music
  • Gaykedi
    11 yıl önce
  • just relax
    Videa Online Peter Gabriel - Chorus French TV 1978 1978 Teljes Film Magyarul HD
    5 yıl önce
  • MONTEYN
    Sara Krizi ve Çöküş Üzerine
    11 yıl önce
  • NarincE
    Taze Incir Reçeli
    8 yıl önce

visitors

clickers

Vıctor's Secrets

victor'un en gizli kalmış yönleri, kimselere anlatamadıkları; aşk, ihtiras, dalavera, entrika dolu hikayeleri...

kızım...

24 Aralık 2010 Cuma

kızımı kendi ellerimle başkasına verdim... 

6,5 aylık bir serüvendi bizimkisi. onu ilk gördüğüm anı unutmuyorum. avcuma sığıyordu. masmaviydi o zaman gözleri bütün bebek kediler gibi...altı kardeşin en güzeliydi. en asili... 


işten dönüyorduk Y. ile... hem ev, hem iş arkadaşımdı o zamanlar. o da yok şimdi, çok uzakta... yeni doğmuşların miyavlamalarını duyduk caddede yürürken (o caddede sürekli ölü yavru kediler görürdüm arabaların ezdiği). boz bir erkek ile tekir bir dişinin üç yavrusunun taze sesleriydi... hepsini teker teker yokladım, sevdim, konuştum. arkalarından bir tane daha geldi, bir tane daha. beş yavruyu beraber koruyorlardı. ben onları kucaklarken anneleri bacaklarımın etrafında dolanıp miyavlıyordu nazlı nazlı. sonradan bir çift göz gördüm bahçe demirlerinin arasından. o miyavlamıyordu. şaşkın şaşkın etrafa bakıp yavaş yavaş bize yaklaşıyordu. o an vuruldum ona. bu istediğim, hayalini kurduğum şeydi. boz siyah tüyler. bembeyaz bir göğüs, beyaz patiler ve beyaz sürmeler, benek benek bir karın. onu gördüğümde elimdekileri yere bıraktım hemen. yanına sokuldum yavaşça, avucuma aldım. kucakladım sonra. etrafa bakıyor, kesik kesik de miyavlıyordu. annesi ise bacaklarımın etrafında dolanmayı kesmiş diğer yavrularıyla ilgileniyordu. 

kendi içimdeki kararsızlığımı yenip, "alsak mı?" diye sordum Y'ye. "al" dedi, "beraber bakarız, bizim kedimiz olur."

işte böyle geldi kızım evimize. altı yavrunun birini kurtarmıştık. o gece google'da bebek kedilerle ilgili türkçe / ingilizce erişebildiğim kadar kaynağa erişip onları okuyarak sabahladım. sabah olduğunda biraz güven ve cesaret gelmişti. ona bakabilirdim. onu koruyabilirdim. onu çok sevebilirdim ve ömrünün sonuna kadar onu can yoldaşım olarak görebilirdim...

ilk veterinere götürdüğüm günü hatırlıyorum. kucağımda taşımıştım. araba seslerini duydukça miyavlayıp göğsüme gömüyordu minicik suratını. veterinerden çıkıp ihtiyacı olabilecek her şeyi almıştık petshoptan. E., Y. ve T. hep beraber gitmiştik. dönüşte Y. kucağına almıştı da çığlık çığlığa bağırmıştı patilerini bana uzatarak. ben kucaklayınca da koynuma gömülüp susmuş, sakinleşmişti. 

(içim çok acıdı aklıma gelince, ağlamaktan yazamıyoum ...boğazım acıyo kızım aklıma geldikçe.)

bir canlıya koşulsuz şartsız bağlanabileceğimi anlamıştım o gün. o gece sabaha kadar beraber yatmıştık. kolumda uyumuştu bebek gibi. bebekti ki zaten. gecenin üçünde sesine uyanmıştım. yavrum demiştim kalkar kalkmaz. ilk tüy topağını kusmuştu. şeffaf jöle gibi bi sıvı içinde azıcık tüy. hiç iğrenmemiştim. temizleyip kızımı sakinleştirip yatırmıştım. uyumuştuk öylece.

her gün bambaşka keşiflerle doluydu bizim için. onun her hareketi özeldi. ilk kez kumu eşeleyip tuvaletini yapmayı öğrenmesi, ilk kez kuru mamayı kıtırdata kıtırdata yemesi. ilk öğle uykusu. ilk kez topla oynayışı. ilk fotoğrafları. içinde uyuyamıyor diye içine tişörtümü serdiğim, ayakkabı kutusundan bozma ilk yuvası. ilk kez yüksek bi' yerden atlaması. 

ilk kez 2 aylıkken ayrıldık dört günlüğüne. geldiğimde resmen büyümüştü. kapıya koşuşunu unutamıyorum. o günden sonra hep kapıda karşıladı beni. çıkarken de hep uğurladı. sabahları odamın kapısını açık unutursam ya saçımla oynayarak ya da patisiyle okşayarak uyandırırdı. 

taşındığımız yeni evde bir kez bahçeye düşmesine rağmen inatla pencereden atlamaya çalıştığı bir seferin sonunda ilk kez cezalandırdım onu. poposuna vurup odadan dışarı atmıştım. 4 aylıktı daha...

ne yaparsam yapayım. poposuna da vursam çok kızıp bağırıp çağırıp, canımı çok yakınca hırpalasam da bana hiç küsmedi. sadece on günlüğüne izmir'e gittiğimde dönüşümde kucağıma çıkıp inmemek için inatlaşarak bozulduğunu anlatmıştı bana...

onu hayatıma öyle adapte etmiştim ki "aaa kedi mi aldın?" diyenlere "almadım, evlat edindim!" diye sitem ediyordum. annemlere bile inatla direnmiş, kabul ettirmiş, msn'de kameradan tanıştırmış, ve benim sevgimi hissettikçe onların da sevmesini sağlamıştım. bir gün ondan ayrılmak zorunda olacağımı hiç düşünmeyerek.

işten ayrıldığım dönemde bütün birikmiş paramı onun için harcamayı göze almıştım. 5 ayda tüm sağlık, yemek ve bakım giderleri ile bana yaklaşık bir milyara malolmuştu. hiç dokunmuyordu. benim parçam gibiydi çünkü. sabah uyandığımda onu öpmek ve onun da beni şefkatle yalaması, kendini temizlerken gelip beni de dakikalarca yalayıp temizlemesi, gelip yanıma uzanması her şeye değerdi...

Y. ile de mükemmel anlaşırlardı. geceleri benle yatmaz gider Y'nin yanına sokulurdu. Y. onun oyun arkadaşıydı. Y. şehirden ayrılırken benim yerime kızım vedalaşmıştı onunla... 

günlerce Y.nin kaldığı odanın kapısının önüne gidip koklayıp durdu. ta ki bir gün odayı açıp hızla odaya dalana kadar. etrafı kokladı biraz. şaşkın şakın etrafa baktı. kuyruğunu iyice yere indirdi. başı yerde, usulca odadan çıktı. bir daha da kapıya gidip koklamadı. ayrılığı öğrenmişti...

bir gün H. ben kongre için şehir dışındayken aklı sıra şaka yapmak için msn'den "Victor, Zéna ölmüş!" yazmıştı. o an yaşadığım şey daha önce yaşadığım hiçbir şeye benzemiyordu. kan akışımın durduğunu hissetmiştim. hiçbir şey yazamadım. hemen Y'yi aradım. H'yi aramasını söyledim. şaka olduğunu anladığımda bile kalbimdeki ağrı geçmemişti. H'yi hala affedemedim...

kızım için bir çok şeyi erteledim. bazı planlarımdan vazgeçtim. onu terk edip uzaklara gidemezdim. hayallerimin yönlerini değiştirdim ama bir gün hiç beklemediğim bir şey oldu. kızımı öpemez oldum. hatta aynı odada bile kalamıyorduk. hapşırmalarım, göz ve burun akıntılarım iyice azdı. gün içinde bile sadece yemek vermek için odadan çıkıp sevip fırçalayıp odaya dönüyordum. bazen dayanamayıp kapıyı çalıyordu. içerde oynamasına izin veriyodum. hapşırmalarım dayanılmaz hale gelince mecburen hole çıkarıyordum. her kapıyı açışımda odamın önünde yatıyor buluyordum. 

önceleri kabullenmek istemedim. alerji haplarıma başladım. başta sakinleştirdiler ama sonra onlar da işe yaramamaya başladı. sağlığım kötüye gidiyordu. fakat endişelenmem gereken tek konu bu değildi.

param bitmek üzereydi ve ne yapacaığımı bilemez haldeydim. çünkü daha veterinere borcum ve kısırlaştırma operasyonu vardı. annemlerden istemeye yüzüm yoktu, zaten gönderebilecekleri miktar belliydi. benimse H'ye kira ve iki aylık fatura borcum vardı. evden çıkmamaya, para harcamamaya çalışıyordum, bir yandan da iş arayarak... kimseden borç alamazdım, hayatım boyunca neredeyse hiç yapmadım, zaten aklıma o seçenek hiçbir zaman gelmezdi....

endişe ve sıkıntılarım arttıkça alerjim de arttı. alerji azdıkça daha çok sıkılır oldum. saatlerce aç sususz oturup ruh gibi düşünüyor ya da hiç uyanmadaın 20 - 25 saat uyuyordum. çözüm yolları üretmeye çalışmaktan yorgun düşmüştüm. tek bir yol vardı.. benim hiçbir zaman kabullenemeyeceğim o düşünce zihnimi giderek doldurmaya başladı: "ona artık bakamıyordum".

o gece sabaha kadar düşündüm. vazgeçtim. tekrar tekrar içimde yankılanıyordu. susturdum. sonra nihayet odadan çıktım. kızım her zamanki yerinde uyuyordu. yanına gittim sokuldum. öptüm halsizce yaladı beni. ilgisizlikten o da depresyona giriyordu. gözlerim doldu o an. geri çekildim odaya kapandım. sızarak uyumuşum. 

uyandığımda aklımda tek bir düşünce vardı. kızım gidiyordu...

msn'e, facebook'a bir kaç yere daha yazdım. onu tanıyıp görmüş olan herkes inanamadı. türüne ihanet edercesine insanlarla göz teması kurmadan yapamayan, kedi sevmeyenleri bile yola getirmiş, kaç kere "o kedi gibi değil ya, biliyorsun ben kedileri sevmem ama o bambaşka bir şey" övgülerini almış kızımı veriyordum. soğukkanlı olmaya çalışıyordum. sakince almak isteyenleri değerlendiriyordum. ama bir türlü kimseye veremiyordum ve o gün nefes alamamaya başladım. ciğerlerim tıkanmıştı. ara sıra kızımla gidip geldiğimiz arkadaşıma yazdım hemen; birine verene kadar onda kalabilir miydi? M. seve seve kabul etti. sen hazırla gelip alayım dedi.

istifimi bozmadan, yavruma da çaktırmadan usulca toplamaya başladım eşyalarını. mama kabını, su kabını temizledim. diğer şeylerle birlikte paketledim. üzüntüden dokunmaya bile cesaret edemiyordum ona. M geldi. kızımı sepetine koymak için saatler sonra ilk kez dokundum. bana dönüp baktı ve usulca sepetine girdi. kapısını kapattım. M'ye uzattım. eşyaları verdim. kapıyı arkalarından kapattım. odama girdim. yatağa oturdum... ve iç çeke çeke ağlamaya başladım... hani ben ağlayamazdım? nasıl kahroluyordum. odadan çıktım. hep uyuduğu yere gittim. dokunamadım bile... yine ağlıyordum.

o gün kendimi dışarı attım. gece sabaha karşı eve geldim. apartmana girer girmez duyduğum o çıngırak sesini aylardır ilk kez duyamadım. kapıyı korkuyla açtım. ilk kez karşılanmadım. ayakkabı bağcıklarımı çözerken ufak patileri hissetmedim parmaklarımda. bacağıma sürtünen o sıcaklık yoktu. pencereler açık kalmıştı, kokusu bile zayıflamıştı. o sabah ilk kez günaydın öpücüğü almadım, lavabodan çıkarken beni bekleyen gözleri göremedim. ıslak ellerimle onu serinletemedim. ona ait olanların durduğu yer bomboştu. hala oradaki kum parçalarını bile temizleyemedim. 

evde hiç ses yok artık. his yok. hayat yok. yaşlarım akıyor yine ardı ardına. ben hiç böyle hıçkıra hıçkıra ağlamadım.... çünkü ben hiç bu kadar yalnız kalmadım....



victor

Gönderen victor's secret zaman: 03:20:00    

3 yorum:

Adsız dedi ki...

canım.

24 Aralık 2010 12:35  
kar dedi ki...

:'(

5 Ocak 2011 18:14  
Narince dedi ki...

Önce yorumunuz için teşekkür ediyorum. Üzüm kızımın yokluğunu düşündüğümde bile mahvoluyorum. Çok zor, sorunlarınızı bir an önce çözebilmeniz umuduyla...

24 Mayıs 2011 19:01  

Yorum Gönder

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)

translate the secrets! traduire les secrets! ¡Traduzca los secretos! 翻译秘密!का अनुवाद गुप्त बात!

Blog Design by Gisele Jaquenod

Work under CC License

Creative Commons License