ne zaman ani bir haykırış duysam ağlayacak oluyorum... illa bana bağırılması gerekmiyor, yanımdaki birilerine bağırılması da aynı etkiyi yapıyor. hatta bunları yazarken bile ağlayasım geliyor... ben bu kadar sulu göz değilim, hatta liseden beri doğru düzgün ağlayamadım bile...
bunu ilk fark ettiğimde lise 1'deydim. kütüphanedeki bilgisayardan maillerime bakıyor, bir yandan da kulaklıkla müzik dinliyordum. müziği sesi çok açık değildi ama az da olsa dışarı gidiyormuş sanırım. kütüphane görevlisi çocuk bana sesini kısmam için seslenmiş, doğal olarak duymamışım. sonra tekrar seslenmiş... kaç defa seslendi bilmiyorum ama kalkıp yanıma geldiğini bile fark etmemiştim. bilgisayarın ekranına kilitlenmişken biri kulaklığımı çekti ve korkunç yükseklikte bir sesle bana bağırmaya başladı. o an yaşadığım şoku daha sonradan çok az yaşadım. o kadar çok korkmuştum ki deli gibi ağlamaya başladım. herkes şaşırmıştı; bana bağıran da, ama ben sakinleşemiyordum. o kadar ağlamamın derinlerde bir yerlerde bir sebebi vardı ama o zaman fark etmemiştim...
çok zengin bir ailede doğdum. 6,5 yaşıma kadar da hep zengindik. sonra varımızı yoğumuzu kaybettik... işte daha her şeyi kaybetmemişken, bir akşam, evde daha önce hiç olmamış bir şey oldu. annemle babam kavga etmeye başladılar. 4 - 5 yaşlarındaydım ama durumun ciddiyetinin farkındaydım. onları hiç böyle görmemiştim çünkü. annem gömlekten, rujdan, saç telinden bahsediyordu. neden babamın boynu tırmalanmıştı... bir anneme bir babama bakıyordum. ablamlar diğer odaya kaçmışlardı bile. bense orda dikilip ne olduğunu anlamaya çalıştım, başaramadım...
daha sonraları şiddetlenerek devam etti bu kavgalar. kimi zaman kapılar çarpılıyor, camlar aşağı iniyor; kimi zaman çok sevdiğim o mavi cam kültablaları duvarlarda parçalanıyor; hatta bazen annemle babamın birbirlerine yumruk sallamalarına kadar gidiyordu. bir keresinde telefonu yere atıp parçalamıştı babam... annem ağlamıştı. sarılıp ağlamamasını söylemiştim ona...
ablamların altlarını ıslatmaları o zaman başladı. özellikle büyük ablam her şiddetli kavganın ardından yatağında daha büyük bir gölet oluşturuyordu. annem çaresizce bazen kızıyor, bazen anlayışla karşılıyor, geceleri uyandırıp çişlerini yaptırıyor, önlem olarak da çarşaflarının altına muşabba koyuyor, bu durumu engellemek için sürekli farklı yöntemler deniyordu... annemin bütün çabalarına rağmen bu durum yıllarca devam etti. neyseki ortaokul çağlarındayken nihayete erdi.
küçük ablamın bu kavgalar yüzünden ne kadar hırpalandığını anlamam içinse yıllar geçmesi ve benim eğitimimi tamamlamam gerekti. şimdi neden bu kadar hassas, kırılgan, duygulu ve narin olduğunu anlıyorum... kavgalar olurken kendini annemle babamın arasına atar; "nolur durun artık, yeter" "annecim bağırma artık, baba dur artık" diye feryat ederdi... gözü yaşlı o halini hala çok iyi hatırlıyorum. sanırım en çok o yıprandı, o yara aldı evdeki bu savaşta. daha 8 yaşındaydı. o zaman da olgunmuş şimdi daha iyi görüyorum...
bir gün annem bizi karşısına oturttu. babamın başka bir kadınla olduğunu, annemi aldattığını ve daha bir çok şeyi anlayacağımız dilde ve sakince anlattı... annem babama boşanma davası açmıştı. zaten babam bir süredir eve gelmiyordu. teyzemler bize daha sık geliyor, annemin gözleri daha sık doluyordu. her akşam içinden misafir eksik olmayan evimiz artık bomboş geliyordu bana. anneme daha çok, daha sıkı sarılıyordum, sözünü daha çok dinlemeye, huysuzluk yapmamaya, verdiği her şeyi yemeye çalışıyordum. daha ne yapabilirdim bilemiyordum...
tüm olanlara rağmen boşanma gerçekleşmedi. annem, onu sevmeyenlerin bile takdir ettiği duruşunu bozmadı yine ve davayı geri çekti. yıllar sonra sorduğumda; "çünkü siz vardınız, babasız büyümenize izin veremezdim, buna hakkım yoktu" dedi. sonra babam eve geri döndü, ortalık duruldu, her şey eski haline dönmeye başladı... ya da bu sadece dışarıdan görünendi...
büyük ablamı bilemem, aileden erken ayrıldığı için onu gözlemleme fırsatım pek olmadı ama, küçük ablamla ben hala bu travmayı atlatabilmiş değiliz. bu yaz konuştuk olanları. bu yaz paylaşabildik ancak...
o kavgalar olmasa belki her şey daha farklı olurdu... geçen sene fransızca hocası yanlışlıkla bana bağırınca kursun ortasında 20 dakika hıçkıra hıçkıra ağlamazdım belki... birileri kavga ederken deli gibi o ortamdan kaçmak istemez, gözlerimin dolduğunu kimse görmesin diye arkamı dönmezdim... annem ne zaman sesini yükseltse ona nolur anne bağırma lüfen diye yalvarmakta bu kadar ısrarcı olmazdım... belki lise sona kadar babamdan nefret etmez, üniversitenin ikinci yılında bir babamın olduğunu öğrendiklerinde arkadaşlarım; "hiç bahsetmediğin için öldü sandık" demezlerdi.
belki büyük harfler beni bu kadar rahatsız etmezdi de yazılarımda büyük harfler de kullanırdım ...
belki... kim bilir...
victor
victor

2 yorum:
Bütün yazılarını okudum gerçekten çok etkiledi beni ... Belki etkilemesinin nedeni kısmen benimde aynı sorunları yaşamam.Bu arada geçmiş olsun iyileştimi parmaklarınız?
sana yazmak istiyorum... senayianlamak@gmail.com 'a mail atarmısın?
Yorum Gönder