skip to main | skip to sidebar

Victor

Fotoğrafım
victor's secret
victorandsecrets@yahoo.com
Profilimin tamamını görüntüle

all the secrets

  • ► 2017 (1)
    • ► Ekim (1)
  • ► 2012 (1)
    • ► Eylül (1)
  • ► 2011 (4)
    • ► Kasım (1)
    • ► Ekim (1)
    • ► Nisan (1)
    • ► Ocak (1)
  • ► 2010 (32)
    • ► Aralık (3)
    • ► Ekim (3)
    • ► Haziran (1)
    • ► Mayıs (3)
    • ► Nisan (4)
    • ► Mart (4)
    • ► Şubat (6)
    • ► Ocak (8)
  • ▼ 2009 (18)
    • ► Aralık (5)
    • ▼ Kasım (7)
      • bar-yam günlüğü...
      • mad world
      • insomnia... hipersomnia... disturbia...
      • zor zamanlar... "artık"lar...
      • victor's in such a static shock
      • ortaya karışık...
      • victor is back...
    • ► Ekim (6)

other's secrets

  • 3 Kisim Tekmili Birden Muzikli Komedi
    külo aldım :(
    7 yıl önce
  • bir hoş sadâ
    kahvecikler
    13 yıl önce
  • CANI SIKILAN ADAMIN GÜNLÜĞÜ
    Samannyolu ile ilgili iddialar
    13 yıl önce
  • EVVEL ZAMAN İÇİNDE YEMEKLER
    Güllü Lavantalı Şeftali ve kayısılar
    17 yıl önce
  • free piano sheet music
  • Gaykedi
    11 yıl önce
  • just relax
    Videa Online Peter Gabriel - Chorus French TV 1978 1978 Teljes Film Magyarul HD
    5 yıl önce
  • MONTEYN
    Sara Krizi ve Çöküş Üzerine
    11 yıl önce
  • NarincE
    Taze Incir Reçeli
    8 yıl önce

visitors

clickers

Vıctor's Secrets

victor'un en gizli kalmış yönleri, kimselere anlatamadıkları; aşk, ihtiras, dalavera, entrika dolu hikayeleri...

insomnia... hipersomnia... disturbia...

21 Kasım 2009 Cumartesi

* ben böyleyim işte; hayatımda her şey yolunda gitmeyince uyku düzenim de raydan çıkıyor. ya az uyuyorum, ya hiç uyumuyorum, ya da uyuyorum ve bir daha uyanmıyorum (!). bugün de uyandığımda gece 04.?? idi. ne zaman yattığımı ben bile hatırlamıyorum. neden bu kadar uyudum diye sorunca kendi kendime yanıtı bulmak pek de zor olmuyor; "çünkü yatarken canın çok sıkkındı victor". kullandıysan bilirsin, neredeyse bütün antidepresanlar uyku yapar. bazen içimde doğal antidepresan deposu varmış da, zamanı geldi mi vücuda kendiliğinden dağılıyormuş gibime geliyor. devenin hörgücünde besin depolaması gibi...

* antidepresan demişken, üzerimdeki zombi toprağını attım. son bir hafta içerisinde evden dışarı sadece 3 kere çıkmış olsam da - bir bölüm başkanıyla özlem giderme, bir iş görüşmesi, bir tane de doktora arkadaş götürme- iyiyim... o kadar toparlandım ki uzun zamandır ilk defa kendime earl grey demledim, kaçıncı bardaktayım bilmiyorum. o kadar iyiyim!

* açıklama yerine geçsin; victor pek çay içmez. çernobil faciası sebebiyle bilinçli ev kadını annem yıllarca yavrularına çay içirmedi. gündemi dikkatle takip edip artık bir tehlike kalmadığına ikna oluncaya kadar bitki çayı, meyve suyu gibi sağlıklı sıvılarla eğleştik. o nedenle her akşam demlik demlik çay isteyen tiryaki babamın aksine çayı pek aramam. lakin, imbat rüzgarının hafif hafif okşadığı o yaz akşamlarında, tatlı bir sohbet eşliğinde içilen çay, eve dair belki de en çok özlediğim şey...

* insan vücudundaki depolama derken aklıma çoook önceden öğrendiğim bir bilgi geldi. insan bedeni denen mucizenin içi sırlarla dolu ya, bunlardan biri de nadiren ortaya çıkan salgılar. mesela, etrafta kimseciklerin olmadığı ıssız bir yerde kaza yapan bir adam (doktordu diye hatırlıyorum) kendine gelince karnının yırtıldığını ve bağrısaklarının yerlerinden fırladığını fark ediyor. etrafta kimse olmadığının da bilincinde olan kazazedemiz eliyle onları toplayıp yerlerine yerleştirdikten sonra gömleği ve bagajdan çıkardığı bir takım edevat yardımıyla karnını iyice sardıktan ve bir şekilde ( yakındaki acil yardım telefonundandı sanırım ) sağlık görevlilerine ulaşıp olan biteni haber verdikten sonra korkunç bir acıyla yığılıp kalıyor.

adam tüm bu organ toplama, edevat çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini yaparken neden acı duymamıştı da sonradan acıyla yığılıp kalmıştının açıklamasında ise insan vücudunda nadiren ortaya çıkan ve 1 mg'dan az salgılandığında bile 3 saniyede vücuda yayılıp acı hissini yok eden bir maddeden söz ediyordu. garip bir şekilde de vücudun bu maddeye olan ihtiyacı ortadan kalkınca da yine aynı hızla vücuttan geri çekiliyordu.

ne zaman, nerede, nereden okumuştum bilmiyorum ama yıllardır aklımdan çıkmadı böyle geliyor arada...

* sandi thom hatun kişisinin söylediği   i wish i was a punk rocker (with flowers in my hair)  diye bir şarkı duymuştum yazın. sonradan bulup tekrar dinledim, o zamandan beri hiç olmadık zamanlarda dilime dolanıyor. şarkıcının yorumu bir yana sözleri ne kadar da güzel (bkz. I was born too late into a world that doesn't care).

* aynı şarkıyı japon popçu miho fukuhara da söylemiş, ne de güzel eylemiş. flowers derken l'leri r diye okuması ayrı bir hava katmış şarkıya. çok eğlendim.

* kızlarla daha iyiyim. küçüklüğümden beri kızlarla daha yakın arkadaş olabildim. belki de bir sürü kadın arasında büyümemdendir. çok sevdiğim ve yakın olduğum erkek arkadaşlarım da var tabi ki ama... öyle işte.

* geçen erberk ajansta oturmuş çok tatlı bir arkadaşımın (evet o da kız) çekimlerinin bitmesini beklerken, refakatçilerin sıkıntıdan ölmesini engellemek için masanın üzerine yığılmış dergilerden birindeki beyniniz nasıl işliyor testini çözdüm. 3 sonuç vardı: feminen, dengeli (yeri geldi mi feminen yeri geldi mi maskülen), maskülen... ne çıktı dersiniz? maskülen... kendimden korktum bir an. açıklamayı okuyunca rahatladım ama. çok da kötü bir şey değilmiş canım. hehe.

* shane dowson! adamım. youtube'da videoları karıştırırken (aaa youtube'a nasıl giriyorsun! ='D) rastladığım ve kısa zamanda büyük hayranı olduğum yetenek. hele bir shanaynay karakteri var ki! bul, izle, sev... hayat sevince güzel...

* ayşecik ve belde halkının hayat sevince güzel şarkısı eşliğinde hep beraber kuğu balesi yaptığı sahne çocukluk tramvalarımdan biridir. insanı danstan soğutabilecek bir sahnedir. yasaklanmalıdır.

* sanal ortamda kurulan dostluklar ne derece sağlıklı(?) yıllardır karar veremedim. gerçek hayatta bile kendimizi her zaman doğru yansıtamazken, sanal alemde bunu ne kadar başarabiliriz bilemiyorum. 4 ay uzaktan konuştuktan sonra ağzı iyi laf yapan süper esprili şahısla görüşüp de süt dökmüş kedi-insan olduğunu görünce hayal kırıkları oramı buramı kesmişti!

* sanal ortam yalan; gelin bütün bloggerlar ayda bir buluşalım, altın günü falan yapalım! böylece çok istediğim o ....yı alabilirim. nihaho!

* ntvmsnbc.com'dan düzenli olarak özet akışı alıyorum. son 2 aydır rutini bozmadan derbi, ergenekon, chp-akp sataşmaları, domuz gribi, yargı haberleri dönüp duruyo. yalan rüzgarı tadında 5-6 dizinin bölümlerini arka arkaya izliyormuşum izlenimi oluşmaya başladı. başka haber mi bulamıyorlar yoksa köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması haberdir anlayışıyla devam etmek hoşlarına mı gidiyor? kestiremedim...

* kış geldi mi?

* ya o değil de, bi' devran çağlar vardı, ona ne oldu?

* dans çalışmaları daha başlamadı ama müzik çalışmalarına başladım gibi. artık iyi bir koroda söylüyorum. dün gece bütün notaları sıralayıp meşhur siyah dosyaya dizdim. bunu da çocuk gibi sevine sevine yaptım.

* bazen (ne! bazen mi?!?) yolda giderken şarkı söylüyorum. çoğu zaman mırıldanarak (ha! mırıldanarak mı?!?!) söylesem de etrafta kimse yoksa ve ortam da müsaitse sesim kendiliğinden yükselebiliyor. geçen de sokak ortasında zenci gırtlağı yapınca karşıdan gelen orta-yaş-üstü teyze 6 numaralı bakışını fırlattıktan sonra kaçarcasına yolunu değiştirdi... bazen de soprano sesiyle arya falan söylemeye kalkıyorum. önümdeki amcaların/teyzelerin aniden arkalarıına bakıp da sesin nerden geldiğini kavrayamayınca yüzlerinde beliren o hasss...binallah ifadesi çok hoşuma gidiyor... sapık mıyım?

* yabancı arkadaşlarla gezerken esnafın beni de yabancı sanması ve muhabbet kurma çabaları muhtekulade bi' şey. ben de bozuntuya vermeden çat pat türkçemle bi' şeyler söylüyorum çok mutlu oluyorlar, gülüşüyoruz. bazen de bir şeyin fiyatını soruyorum, uyanık olanları hemen kazıklamaya kalkıyor. "atma abi din kardeşiyiz" deyince yaşadıkları şok bana bir hafta yetiyor. hatırlayıp hatırlayıp gülüyorum.

* bir keresinde de sultanahmetin arkasındaki beyaz çarşıda filistinlilerle gezerken bi' adam beni ispanyol sandı da 20 dk uğraştım türk olduğuma ikna edene kadar. en sonunda "..... üniversitesinde okuyorum, vallahi be!" deyince ikna olmuştu. deli miydi, neydi!

* yeni aldığım makineyle basit panorama fotoğrafları çekilebiliyor. bu aralar da buna sardım. her yerin panoramik fotoğrafını çekesim var.

* ben eskiden şiir yazardım yahu. hatta hiçbir şiirini okumamış olmama rağmen murathan mungan'ınkilere benzetirlerdi. bak şimdi aklıma geldi.

* adsız yorum yapanlara kızıyorum. hangi adsızın hangi adsız olduğu anlaşılmıyor; sanki "adsız" diye çoklu kişilk bölünmesi yaşayan biri sürekli farklı yorumlar yazıyormuş gibi oluyor. yorum yaparken adsız seçeneğinin hemen üstünde ad/url diye bi seçenek daha var, ordan herhangi bir mahlas girilebiliyor. en azından blogger'da öyle.

* annem yeri geldi mi popoya atılan iyi bir şaplakla ya da çok çok çok nadiren ağzın ortasına parmaklarının iç tarafıyla şaplatarak beni döverdi. buna hakkı varmış gibi hissederdim. bunu sonra açıklarım. ama babamın böyle bir hakkı olduğuna hiç inanmadım. zaten o da sadece iki kere dokundu. ilkinde 5 yaşındaydım ve ilk defa birinden tokat yemiştim. annemin tepkisi misafirlere rağmen sert olmuştu. babamsa oralı bile olmamıştı. o kadar incinmiştim ki misafirlerin yüzüne bakamayacağımı hissedip kafamı annemin arkasına saklamıştım. ikincisinde ise saçma sapan bir şey yüzünden köpürmüş ve üzerime yürümüştü. 12 ya da 13 yaşındaydım ve eli havaya kalkınca vurmaya cesaret edemezsin der gibi gözünün içine bakmıştım. eli havada asılı dururken arkamı dönüp gitmeye kalkınca eli omzuma inmişti. çok korkakça bulmuştum.

* babamı yıllar sonra, balkonda, onun çocukluğuna dair yaptığımız konuşmaya kadar hep yanlış tanımıştım. bunu farkedince ağlamak geldi içimden ama babam ilk defa öyle içten anlatıyordu ki; bölmeye kıyamadım.

* msn'den pipisi gösterilen kaç bebek vardır bilmiyorum ama annem bir aylık yiğenime bunu yapmamalıydı! yıllar sonra unutmazsam eğer, dürüst bir dayı olmanın bilinciyle, bunu yiğenime söyliiceeem!

* nedir bu dünyanın sonunu hesaplama merakı? ben de bunu merak edip google'ladım az önce ve uzunca bir yazıyla karşılaştım. okurken sıkılır mısın bilmiyorum ama ben hiç sıkılmadan bir çırpıda okudum. kayıp uygarlıklardan tabletlere, maya takviminden kutsal kaynaklara, güneş lekelerinin dünya üzerindeki olası etkilerinden dünyanın zıt bölgelerindeki paralel efsanelere bir sürü bilginin bombardımanına uğradığım için çok iyi hissediyorum kendimi. yeni ve farklı şeyler öğrenmek bende afrodizyak etkisi yapıyor!

* ben liseden beri yapıyorum. eğer msn (hotmail, windows live, ya da live messenger) kullanıcısıysan unicef, national aids fund, stopglobalwarming.org gibi kuruluşlara yardımda bulunabilirsin. messenger kulllanırken isminin yanına ekleyeceğin ufak bir işaretle sen her oturum açtığında microsoft'un bu kuruluşlara kaynak aktarmasını sağlayabilirsin. geçen haberlerde çıkan olay gibi kandırmaca değil ayrıntılı bilgi burda

Gönderen victor's secret zaman: 06:27:00    

11 yorum:

B. dedi ki...

Victor'da enerji patlaması. Döktürmüşsün. :-)

22 Kasım 2009 00:31  
victor's secret dedi ki...

geçen akşamdan beri bitmedi hala pilim ='))

22 Kasım 2009 01:00  
kremkaramel dedi ki...

çok fazla sır vermişsin bu kez:p ama bizden zarar gelmez:D
yazınla ilgili yorumları özetlersek:
-iyi ki hörgüçlüyüz(!)
-en güzel çay doğuş çay (reklama girdiyse kayıtlardan çıkart)
-endorfin filan mı o kastettiğin salgı? (sanki saw serisinden bi sahne gibiydi,lütfen bu bahsi kapatalım kuzum)
-kızlarla benim de aram iyidir desem kime faydası olur bilmiyorum ama dedim artık
-o film evlere şenliktir:)
-sanal dostlukların banal reeli olabilir de ama sanallık iki önemli gerçeğe ulaştırır:ikiyüzlülük veya madalyonun gerçek yüzüne
-o kadar yorma kendini ntv annuel verelim:)
-yolda giderken sana rastgelmek için yaşlı makyajı yapıcaam (zaten yaşlısın gibi taşlamaları kabul etmiyorum)
-panoramalarda eğer aynı konu mankeni arkadaşını kullanırsan daha da ilginç bişi ortaya çıkıyo bilesin
-horgörme adsızı, onlar sanallığa da güvenmiyo 2 kat maske takan maskeli süvarilerimiz onlar bizim
-tokat konusu nerden çağrışım yaptı anlayamadım, annem bana tokat atmazdı, 2 oklava kırmıştı popomda ama sayılmasssss
-dünyanın sonunu merak ediyosan sana bi öykümü gönderiim(hayret ki ciddiyim)
-i'm uygulamasına dahil oldum ben de blogumda tanıtiim bari

çok uzun oldu ama napiim ilk kurşunu sen attın:)

22 Kasım 2009 04:55  
kremkaramel dedi ki...

a-a sen beni izlemiyomuşsun, tüh niye yaptım ki bu kadar yorumu

22 Kasım 2009 04:57  
victor's secret dedi ki...

nerden biliyosun izlemediğimi?
='D

22 Kasım 2009 05:29  
gaykedi dedi ki...

himm seni iyi gördüm ve sevindim, bu tempoyu bozma sakın :P

23 Kasım 2009 16:10  
kremkaramel dedi ki...

Eeee? İlla dürtmek mi lazım? Bak, kapına noktalama işaretlerimle dayandım, yaz artık:)

24 Kasım 2009 12:19  
Adsız dedi ki...

-Kesinlikle altın günü yapmak lazım, felaket zevkli olur. Düşünemiyorum bile..
-Lanet olasıca kış gelmedi, kış uykusa yatamayan ayı misali çılgınlık seviyesine geldim. Gel bak antalyaya millet yılbaışını deniz de girmeyi planlıyor (!)
-O satıcıların yabancı sanmasına bende hasta oluyorum, onlarla eğlenmek sonrasında o ürünü almamak paha biliçemez =)
-ispanyola benzetilmen, hımmm enteresan :P
-I'm olayından haberim yoktu, bilgilendirme için teşekkürler kesinlikle inceleyeceğim.

Bu arada bu maddeleme işin çok hoşua gitti, sanki kitabın içindekiler kısmına bakıyormuşum gibbi hissettim. En kısa zamanda benim de denemem lazım ^_^

24 Kasım 2009 12:25  
The King dedi ki...

Aranızda Victor'un nerelerde olduğunu bilen var mı hımm?

25 Kasım 2009 09:51  
kremkaramel dedi ki...

belki defilededir:))
aranızda king'in neden yorum yazmadığını bilen var mı peki:))

25 Kasım 2009 11:34  
B. dedi ki...

Ben biliyorum ne yaptığını. Dün çok yoğundu.

25 Kasım 2009 15:00  

Yorum Gönder

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)

translate the secrets! traduire les secrets! ¡Traduzca los secretos! 翻译秘密!का अनुवाद गुप्त बात!

Blog Design by Gisele Jaquenod

Work under CC License

Creative Commons License