20 saat deliksiz uyudum... rüyamda, ev arkadaşlarım bana mantı yedirmek için beni uyandırmaya çalışıyorlardı. her seferinde tamam geliyorum diyip kalkmıyordum.
sabaha karşı uyanıp da dolapta bir tabak dolusu, sosu üzerinde mantı görünce olayın rüya olmadığını anladım. kenarından biraz tırtıkladıktan sonra buz gibi gitmeyeceğini anlayıp fırında ısıtmayı denedim. tabak süper ısındı ama mantıların direnişini kıramadım. biraz daha tırtıklayıp yarım tabak mantıyı mutfak masanın üzerinde ılınmaya terk ettim. mutfaktan odama gelene kadar benmari usulü ısıtmayı, mikrodalga fırınım olsa ne şahane olacağını, fırının üst değil de alt gözünü yakmanın daha akıllıca olacağını falan düşündüm... hiçbirini de yapamadım.
i don't know much,
but I know this for certain,
that is the sun,
poking its head round the curtain.
now please can we leave,
i'd like to go to bed now.
it's not just the sun,
that is hurting my head now.
içimdeki uyuma isteğini bastırıp laptopun kapağını araladım. ekran demek daha uygun belki ama bence kapağa daha çok benziyor. annem de öyle der "kapağını kapa kirlenmesin". hah!
her zamanki rutin; mail, facebook, blogger, gaykedi & diğer bloglar, gmail, bir sürü mail, çoğu facebook notification, saçma sapan reklamlar, kargo teslimat bilgisi vs. çok az yeni yazı, bir sürü fotoğraf tag'i, saçma sapan bir dolu video... bütün bu online sosyal ağlar iyi mi kötü mü hala bilemiyorum. çok zaman alıyorlar az şey veriyorlar gibi geliyorlar, ama genelde aldıklarını değil de verdiklerini gördüğümüz ve bunlardan vazgeçemediğimiz için onlardan kopamıyoruz sanırsam...
bir hafta önce tanışıp sıkı arkadaş olduğumuz almanlardan haber almak, onlarla paylaşımı sürdürmek benim vazgeçemeyeceklerimden oldu mesela. farklı kültürler, farklı bakış açıları, farklı insanların da danışmanı haline gelmek (bi' saniye bu iyi miydi kötü mü?)... yurtdışına yerleşme fikri gitgide kuvvetleniyor, hem de ilk günkü tazeliğini koruyarak.
yurtdışına yerleşmek demişken; geçenlerde içimde gitgide kuvvetlenen bu isteğin temellerini sorguladım kendimce... "brand new start" hissi her zaman hoşuma gitmiştir. ne zaman taze bir başlangıç yapsam kendimi öyle iyi hissederim ki. her yeni başlangıçta bazı bağlarından/bağımlılıklarından kurtulur, daha bağımsız daha özgür olur, onu ufak ufak kemiren güveleri şöyle bir silkelenerek üzerinden atar, daha güzele ulaşmak için önünde duran setleri yıkar, en son "yeni başlangıçtan" bu zaman kadar üzerinde biriken yol yorgunluğunu ve o yolların tozunu üzerinden atar gibi geliyor insan...
başka türlü bir şey
benim istediğim
benim istediğim
ne ağaca benzer
ne de buluta
benim de üzerimden atmak istediğim tozlar var... kurtulmak istediğim bağlılıklarım, bağımsız olmamı engelleyenler... bunların arasında annem başta geliyor. onu sevmiyor ya da hayatımdan çıkarmak istiyor değilim ama, biraz uzakta yani şimdi olduğumdan daha da uzakta olmak iyi olabilirdi. birilerinin benim yerime, benim için benim adıma yaptıkları beni çok mutsuz ediyor. en basitinden odamdaki eşyaların hepsinin benim yerime yerleştirilmeye kalkışılması! evvelsi gün odayı baştan düzenledim. tek başıma, kendimce, istediğim gibi. dolaptakileri baştan yerleştirdim. o kadar iyi hissettim ki kendimi... ben kendi hesaplarımı kendim düzenlemeliyim. benim yerime sürekli hesap yapılması, yaptığım harcamaları başka birinin kendi kafasında kendince hesaplaması ve benimkilerle uyuşmayınca beni sorgulaması, kendi maaşımı nasıl kullanmam gerektiğini söylemesi, yaşadığım her şeyden haberdar olma isteği ve her şeyden haberdarmış gibi davranması beni çileden çıkarabiliyor! sadece annem değil bunları yapan... of!
burası gibi değil
gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava
it don't matter to me
'cos all I wanted to be
'cos all I wanted to be
was a million miles from here
somewhere more familiar
somewhere more familiar
terk etmiş gibi olmaktan çekinmiyorum. arkama bakmadan çekip gitmeye alıştım artık. çünkü çok çabalayıp çok emek verdikten, alttan alıp açık iletişim kurduktan sonra olmuyorsa ve direnci kıramıyorsam.. arkamı dönüp gidiyorum, çıkarken de kapıyı kapatarak. hatta bazen dışarıdan kilitleyerek!
Fark ettim de ilişkilerde şimdiye kadar kimse beni terk etmemiş, hep ben bitirmişim...
Oh it's not fair and it's really not ok
It's really not ok
It's really not ok
Oh you're supposed to care
But all you do is take
Yeah all you do is take
You might have thought you didn't teach me much
But you taught me right from wrong
But you taught me right from wrong
And it was when you didn't keep in touch
Well it taught me to be strong
And just in case you ever thought I would
I wouldn't change you for the world
Because I know you always loved me very much.
I'll always be your little boy.
mantı hala masanın üzerinde beni bekliyor...
not: ingilizce şarkı sözlerinin hepsi sevgili lily allen'a ait... bu aralar kafayı onun şarkılarına taktığım için bana her şey onu hatırlatıyor =')
victor

1 yorum:
insan madden ve manen denetlenme, kısıtlanma yada sürekli eleştirilme durumlarının artması durumunda içinde bir kaçma hissi peyda oluyor ama ne yazık bunu yapmak da zor çünkü görünmeden bi sürü iplerle bağlamışlar
dolayısıyla seni çok iyi anlıyorum
hepimiz Glüveriz
Yorum Gönder